Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanımaktadır. 

Galatasaray'ın yeni transferi Ömer Bayram futbola nasıl başladı? Futbolun hayatındaki yeri ve önemi ne oldu? Örnek aldığı futbolcular kimlerdi? İşte Ömer Bayram'ın hikayesi...

Türkiye kariyeri Kayserispor ile başlayan sonrasında Akhisar forması giyen ve milli takıma yükselen son olarak da Galatasaray'ın transfer ettiği Ömer Bayram'ın hikayesine bir bakalım... Türkiye Futbol Federasyonu'nun Tam Saha Dergisi'nde Mazlum Uluç'a 2015'te röportaj veren Ömar Bayram'ı yakından tanıyalım... Kendisi anlatıyor;

"27 Temmuz 1991’de Hollanda’nın Breda şehrinde doğdum. Annem de babam da aslen Kayserili. Annem Hollanda’da doğup büyümüş, babamsa Kayseri’den Hollanda’ya göçmüş. Orada tanışıp evlenmişler. İki kardeşiz. Babamın da hem Kayseri’de hem de Hollanda’da amatör futbol geçmişi var. Dayılarım da Hollanda’da amatör olarak futbol oynamışlardı.

Futbola nasıl başladı?

Ben hep dışarıda top oynardım. Ama saati unutacak kadar uzun süreler boyunca oynardım. Hollanda’da 18.00’de sokak lambaları yanmaya başlar. O saatte evde olmam gerekirdi ama ben topu bırakıp da gidemezdim. Babam beni sokaklarda çok aramıştır. Dayımın etkisiyle amatör bir kulübe yazıldım. O zaman 13 yaşındaydım. Zaten dayım olmasaydı ben de futbolcu olamazdım.
Futbola başladığım takım, mahallemizin kulübü PCP Breda’ydı. Bir yıl kadar PCP’de oynadıktan sonra, mahallemizdeki oyuncuları izleyen bir scoutun tavsiyesiyle Baronie kulübüne geçtim. 13-14 yaş grubu takımına girdim. Ama arkadaşlarımdan ayrıldığım için moralim de biraz bozulmuştu. Baronie’nin 13-14 yaş grubu takımı, profesyonel kulüplerin o yaş grubundaki takımlarıyla aynı ligde mücadele ediyordu. Bu da benim açımdan büyük bir avantaj teşkil etti. Bir sezon içinde kendimi göstermiş olmalıyım ki 1. Lig takımı NAC Breda beni kendi altyapısına aldı. Her şey hızlı trendeymişim gibi gelişti. 2 yıldan kısa bir süre içinde bir kulüpte futbola başlayıp bir 1. Lig takımının altyapısına sıçrama yaptım.
NAC altyapısında oldukça zorluk çektim. Her gün antrenman vardı ve her şey büyük bir disiplin altında yapılıyordu. Herkese “efendim” demek zorundaydınız ve bunlar benim pek de alışık olduğum şeyler değildi. Hollanda’da futbolcu olacaksanız belli kurallara uymak zorundasınız ve bu da ciddi bir baskıyla mücadele etmenizi gerektiriyor. Oysa o dönemde benim kafamda futbolcu olmak gibi bir düşünce yoktu açıkçası. Ben sadece oyun olsun diye, hoşuma gittiği için futbol oynuyordum.

"Sol açık ne bilmiyordum"

Amatör takımda keyfimize göre antrenman yapardık. Canımız isterse istediğimiz mevkide oynar, istersek kaleye bile geçerdik. Maçlarda takım arkadaşlarım topu bana verir, ben de çalımla herkesi geçip ya gol atar ya da attırırdım. NAC Breda’ya geldikten sonra ise bambaşka bir yapıyla karşılaştım. Pas ve pozisyon almalar üzerine o günlerde benim açımdan bıktırıcı denilebilecek çalışmalar yapmaya başladık. NAC’ta bana “sol açıksın” dediler ama ben o güne kadar sol açığın ne olduğunu bilmiyordum. Bir yandan da kulüp sadece sahadaki performansınızla ilgilenmekle yetinmiyor, futbolculuk kalitenizi ölçerken okuldaki başarınızı da aynı oranda önde tutuyordu. Sabahtan saat 16.00’ya kadar okula gidiyor, akşam 18.00’de de idmana çıkıyordum. En büyük zorluğu orada çektim. Her zaman birlikte olduğum arkadaşlarımı bırakıp böyle bir hayatın içine girince bocaladım açıkçası. Çok ceza yedim, hatta neredeyse kulüpten gönderilecektim.
Antrenmanlara sık sık geç kalıyordum mesela. Ama sağ olsunlar, hocalarım bana tolerans tanıdı ve kulüpte kalmamı sağladı. Sol açık mevkiine alışmam bile dört ay sürdü. Başlangıçta topu alıp kafama göre gidiyordum. Sonra yavaş yavaş bana verilen görevin çizgileri içinde kalmayı öğrendim. Kulüp o dönemde ailemi de işin içine kattı. Beslenmem, dinlenmem ve antrenmanlara zamanında gelmemle ilgili olarak annemle konuştular ve yardımcı olmasını istediler. Altı ayda bir ailemle görüşüp, nasıl daha iyi bir noktaya gelebileceğim konusunda görüş alışverişinde bulunuyorlardı.
Açıkçası ben günü yaşayan bir oyuncuydum. Sözünü ettiğim dönemde aklımda para kazanmak yoktu. Gülerek idmana gider ve oyun oynardım. A takım maçlarında top toplarken bile “İleride bir gün ben de bu statta top oynayacağım” gibi bir düşünce geçmiyordu kafamdan.

Van Hooijdonk hemen yanımızda antrenman yapıyorlardı. A takımda ayrıca Aykut Demir de vardı. O dönemde Hollanda’daki Türk oyuncular için bir idoldü Aykut Demir, herkes onun gibi olmak istiyordu. Ben de 16 yaşına geldiğimde A takımla idmanlara çıkmaya başladım. İşte o dönemde yavaş yavaş “Nerelere geldim. Galiba bir şeyler olacak” demeye başlamıştım. Çünkü göçmenlerin yoğun olduğu bir mahallede yaşıyordum ve iyi bir hayata kavuşmanın yolu o mahallenin dışından geçiyordu. NAC Breda’da A takımla idmanlara başladığımda mahalledeki konumumda bir değişiklik olmuştu. Artık isim yapmıştım. Devre arasında İspanya’da yapılan kampa da götürüldüm. Ama ilk kahvaltıya geç kaldım (gülüyor). Bunun üzerine çok ağır bir idman cezası aldım ve Hollanda’ya geri gönderildim. Belki kahvaltıya zamanında inseydim çok daha erken bir yaşta A takımda şans bulabilecektim.

İlk kazandığı parayı ne yaptı?

Ben biraz kafasına göre takılan ve olayları fazla dert etmeyen bir tip olduğum için olumlu ya da olumsuz bir biçimde etkilenmedim. Bir de güler yüzlü bir insan oluşum, hocalarımın beni çabuk affetmesini sağlıyor. O zaman da öyle oldu. Hocam beni sevdiği için İspanya’da yaşananları çabuk unuttu ve 17 yaşına geldiğimde A takıma yükseldim. O zaman bana bir sözleşme teklif ettiler. Sözleşme demek, gelir demek. O dönemde maddi durumumuz pek iyi değildi. Sözleşme imzalamaya ailemle birlikte gittim. Hayatımın en özel günlerinden biriydi. İmzayı attıktan sonra bir miktar para aldım ve o gün artık futbolcu olduğumu anladım.
Paranın hepsini anneme verdim. Zaten parasız gezmeye alışıktım. Halen de kazancımı ailemle paylaşıyorum. Çünkü nereden geldiğimi asla unutmuyorum.

Hollanda’da genç bir oyuncu için A takımda olmak kolay değildir. Topları siz taşırsınız, suları siz doldurursunuz. Kısacası sinek gibi dolaşırsınız arada. Takımın tecrübeli oyuncuları sizi sık sık azarlar. Kolay bir durum değildir kısacası. Ama bu süreçte dayanıklı olur, mücadele etmeye devam ederseniz kazanırsınız. Ben de öyle yaptım ve bir süre sonra kendimi kanıtlayınca saygı görmeye başladım. Ama dediğim gibi başlangıçta nereden geldiğinizi size bir güzel hatırlatıyorlar. Hiç unutmam, bir keresinde antrenmanda kaleciyi de çalımladım ama gol atmadım; topla kaleye yürümeye devam ettim. O da arkadan gelip üzerime atladı. Futbolda rakiple dalga geçilmeyeceğini o gün öğrendim. Yaşadıklarımın hepsi benim için birer ders oldu. İyi ki bunları yaşamışım diye düşünüyorum.

2009 yılından beri Genç Millî Takımlarda oynayan bir oyuncuydum. O dönemde de A2 Millî Takımı’na çağırılıyordum. Kayserispor’un Genel Menajeri Süleyman Hurma ağabey beni izlemiş, beğenmiş ve transferime karar vermiş. Hollanda ve Almanya’dan da transfer teklifleri almıştım ama ben şansımı Türkiye’de denemek istedim. A Millî Takım için daha fazla göz önünde bulunmam gerektiğini düşünüyordum. Kayserispor o zaman üst sıraları zorlayan bir takımdı, üstelik memleketimin takımıydı ve Süleyman Hurma ağabey de beni ne kadar çok istediklerini net biçimde ortaya koymuştu. Tüm bu değerlendirmelerle birlikte Kayserispor’u tercih ettim. Teknik Direktör Şota Arveladze’nin beni Hollanda’dan tanıyor olması ve transferim konusundaki isteği de kararımı etkileyen önemli faktörlerden birisiydi.

Kayserispor’da sol açık olarak başladım ama Şota’nın ayrılıp Prosinecki’nin gelmesinin ardından yedek kaldım. Orta saha oyuncumuz Abdullah Durak sol bek oynuyordu. Kardemir Karabükspor maçında Abdullah sakatlanınca hoca “Sol bek oynar mısın?” diye sordu, “Elimden geleni yaparım” karşılığını verdim. Oyuna girince de adeta uçtum. O maçın ardından da sol bek olarak kaldım. Süratim zaten önemli bir avantaj. Fizik gücüm iyi olduğu için de ileri geri gidip gelebiliyorum. Bu sayede sol bek mevkiini doldurduğumu düşünüyorum.

Başlangıçta sol bek oynamak zoruma gitmişti. Çünkü önde oynarken attığım güzel bir çalımın veya golün ardından arkadaşlarımdan büyük övgüler alıyordum ve bu da çok hoşuma gidiyordu. Sol bek oynamaya başlayınca “Ömer sana yakıştıramıyoruz” demeye başladılar.
Aslında çok da doğru bir düşünce değil bu... Bir Roberto Carlos’u, bir Maldini’yi hatırlayınca sol bekin de oyuna ne kadar katkı yapacağını anlayabilir insan.

Zaten ben de oynadıkça sol bekte görev yaparken takıma eskisi gibi katkı sağlayabileceğimi anladım. Özelliklerim, modern futbolun aradığı sol bek tipini yansıtıyor. Elbette oyunun savunma yönünde eksiklerim vardı. Taktik açıdan öğrenmem gereken çok şey vardı. 7 hafta sol açık, 2.5 sene sol bek oynadım ve bu durum benim oyun tarzımı değiştirdi. İlk defa oynamanın etkisiyle çok fazla konsantre oldum ve elimden gelenin de fazlasını yapmaya çalıştım. Bu sayede verimli bir sol beke dönüştüğümü ve yerimi doldurduğumu düşünüyorum.

Kendi açımdan baktığımda ofans zaten benim kanımda var. Mahallede büyüklere karşı oynadığım zamanlardan itibaren mücadele etmeyi sevdiğim ve hırslı bir oyuncu olduğum için de defansif yönden kendimi geliştirebildiğimi düşünüyorum. Kolay kolay kendimi ezdirmem. Önceleri hızlı olduğum için savunmada kendimi kurtarabiliyordum. Oynadıkça pozisyon bilgimi de geliştirdim ve artık mevkiimi aksatmadan doldurabiliyorum.

Şota’yla çalışırken, kendimi hâlâ Hollanda’daymış gibi hissettim. Çünkü onun yaptırdığı pas çalışmalarını, pozisyon oyunlarını zaten biliyordum ve benim için her şey çok rahattı. Bu nedenle bir adaptasyon problemi yaşamadım. Zaten biraz önce de söylediğim gibi Kayserispor’a gelişimin sebeplerinden birisi de Şota’nın takımın başında olmasıydı. Prosenicki’nin ise ismi bile yetiyordu. Futbolculuğu döneminde müthiş kariyere sahip bir teknik adamla çalışıyor olmak oyuncuyu da etkiliyor hâliyle. Zaten ilk sezonunda takıma inanılmaz bir sıçratma yaşattı. Ama ikinci sezonunda çok sayıda sakatlığa eklenen şanssızlıklar nedeniyle küme düştük. Aslında bizim için önemli bir dersti bu. Bir sezon müthiş bir çıkış yapan takımın, aynı kadroyla, aynı teknik adam yönetiminde küme düşmesi, bize futbolun her türlü sonuca açık bir oyun olduğunu yaşayarak öğretti. Takımın en önemli oyuncularının aynı anda sakatlanabileceğini gördük mesela.

Örnek aldığı futbolcular...

Tek oyuncu Ronaldinho’ydu. Onu izlerken sadece futbol izlediğimi düşünmezdim. Çok güzel bir filmi izler gibi müthiş bir keyif duyardım. Ama sol açık oynarken ve özellikle de sol bek olduktan sonra kendi mevkiimin iyi oyuncularını izleyerek onların neler yaptığını gözlemliyorum. Caner Erkin’in, Motta’nın nasıl oynadığını gözlemlerken, o pozisyonlarda nasıl davranmam gerektiği konusunda dersler çıkartmaya çalışıyorum. Avrupa’daki sol bekleri daha da fazla izliyorum. En çok da Barcelonalı Jordi Alba’yı takip ediyorum. Çünkü benim sol bek tarzım ona daha yakın. Klasik bir sol bek gibi oynamıyor. Kanattan gelişen bütün atak organizasyonlarının içinde yer alıyor. Ben de o tipte bir oyuncuyum ve öğrenmeye çok açık biriyim. Kayserispor’da kısa süre çalışsa da bana büyük katkı sağlayan hocalardan biri de Mutlu Topçu’dur. Eski bir sol bek olarak benim üzerimde çok durmuş ve tecrübelerini aktarmıştı. Antrenmanlardan sonra 20 dakika kadar konuşurduk. Bana hatalarımı anlatır, pozisyonlarla ilgili bilgiler verirdi. Onunla çalışmanın da bana büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.

İlk milli takım daveti...

2009 yılında U17 Millî Takımı’na gelmiştim. O dönemde Hollanda da istemişti ama ben Türkiye’yi seçme konusunda çok kararlıydım. Hollanda’da doğmuş, büyümüş olsam da aklıma Türkiye’yi tercih etmekten başka bir düşünce hiç gelmedi. Dolayısıyla onlara hemen “hayır” dedim. Zaten ilk millî maçımı da Hollanda’ya karşı oynadım.

Unutamadığı maç?

Kayseri’de oynadığımız ve 4-2 yenildiğimiz Galatasaray maçını unutamam. Kaybetsek bile o kadar iyi oynamıştım ki medyada herkes benden bahsetmişti. Bir asist yapmış, bir de penaltı kazandırmıştım. Zaten ilk defa o maçla Türkiye’nin futbol gündeminde yer bulmuştum. O sezon ayrıca Galatasaray’ı deplasmanda 1-0 yenmiştik. O maç da benim için unutulmaz.

Gelecekle ilgili planları...

Kayserispor beni bir noktaya getirdi. Kulübüm bana inandı, güvendi, forma verdi. Kayserispor’da üç sezondur istikrarlı bir biçimde oynuyorum ve takımın önemli oyuncularından biri olduğumu düşünüyorum. Hedeflerim arasında büyük bir takımda oynamak var. Bu Türkiye’de mi olur Avrupa’da mı olur bilmiyorum ama Avrupa’da yetişmiş bir oyuncu olarak oradaki bir büyük ligde oynamayı çok isterim. İngiltere Ligi atmosferi ve futbol kalitesiyle bana çok cazip görünüyor. En büyük idealim Premier Lig’de forma giymek.

Futbolcu olmasaydı...

Açıkcası futbol beni kurtardı. Biliyorsunuz, Hollanda’da uyuşturucu serbest. Genç yaştaki çocuklar para kazanmak için uyuşturucu satıyor. Birkaç arkadaşım cezaevine girdi. Siz de arkadaşlarınız ne yapıyorsa ister istemez onu yapabilirsiniz. Şu anda futbolcuyum ama ortamım aynı. Eski arkadaşlarımla ilişkimi koparmadım. İzin günlerimde ben onların yanına giderim, bazen onlar Kayseri’ye gelir, beni hiç yalnız bırakmazlar. Açıkçası onlar olmasaydı belki bugünlere gelemezdim. Mahallede bir çatışma olduğunda beni korur, kollar uzak tutarlardı. Dışarıda top oynarken mahalleye Ferrari’yle biri gelir, çocuklara dondurma verirdi. Futbolcuyum diye bana iki-üç tane verirdi. Herkes onun ne iş yaptığını bilirdi. Gençsiniz ve siz de “Acaba futbolu bırakıp da bu adamın yaptığı işi mi yapsam?” diye aklınızdan geçiriyorsunuz. Altyapılarda futbol oynayan pek çok arkadaşım bu yolu seçti ama ben futbola sıkı sıkıya sarıldım. Onlar büyük paraların peşinde koşmayı tercih etti, ben ilk sözleşmemdeki aylık 1000 euroya razı oldum. İyi ki futbola sarılmışım. Sonuçta gerçek arkadaşlarımın kim olduğunu da anladım."

Galatasaray'a maliyeti...

Ve Galatasaray Sportif A.Ş, Ömer Bayram ile anlaşmaya varıldığını 31 Ağustos 2018'de Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP)’a yaptığı bildirimle duyurdu. Açıklama şöyle;

 

"Profesyonel futbolcu Ömer Bayram ve kulübü Akhisar Belediye Gençlik ve Spor Kulübü Derneği ile oyuncunun transferi konusunda anlaşmaya varılmıştır. Buna göre, futbolcunun eski kulübüne 400.000 Euro tutarında transfer bedeli ödenecektir.

 Futbolcunun kendisiyle de 2018-2019 futbol sezonundan başlamak üzere 3 futbol sezonu için aşağıdaki şartlarda anlaşılmıştır:

2018-2019 sezonu için 500.000 EUR net sabit transfer ücreti,

2019-2020 sezonu için 400.000 EUR net sabit transfer ücreti,

2020-2021 sezonu için 400.000 EUR net sabit transfer ücreti ödenecektir.”

Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

 

YOLUN AÇIK OLSUN ÖMER BAYRAM...

Emre Akbaba kimdir? Emre Akbaba'nın hikayesi nasıldır?

Bi'Yorum

Bi'SORU DAHA?