Göreve yeni başlayan ve annesini de yanına alan doktorun başına gelenler nelerdir? Gözyaşı, dram, kaza ve hayatın acı gerçeklerini barındıran bir hikaye... 

- Anne ben hastaneye gidiyorum... Nöbetim sabah 08.00’de bitecek? Gelirken sıcak ekmek alırım...
- Tamam yavrum... Ben de akşama doğru pazara gideceğim. Özel olarak istediğin bir şey var mı?
- Aaa incir bulursan alır mısın anne? Köşedeki köylü teyzeninkiler çok iyi oluyor...
- Bakarım yavrum...
- Aaa! Önlüğünü unutma yavrum ütüledim, koltuğun üzerinde...
- Teşekkür ederim anneciğim.
Mustafa Vatansever... Yeni mezun... İlk görev yeri Düzova’nın Fidanlık ilçesi devlet hastanesi... İlçeye geleli daha 1 ay olmamış... Bölgeyi, coğrafyayı ve insanları daha yeni tanımakta... Uzun boylu, gözleri çakır ve top sakallı yakışıklı gence sıcak ilçenin insanı da saygı ve sevgiyle yaklaşmakta...
Babasını erken yaşta kanserden kaybeden Mustafa yanına emekli öğretmen annesi Saniye Vatansever’i de alır. Günlerden cumartesidir... Ve oturdukları mahallede pazar kurulur...
Mustafa hastaneye babasından kalma, anıları çok olan tosba araba ile gelip gitmektedir…
İlçe genelde sakin, cuma ve cumartesi günleri biraz hareketledir... Tarla takım davası dışında adli olay da fazla görülmemektedir...
Acil serviste kazalar dışında çok iş yoktur... 

Polis, hemşire eşini arar

Annesinin ütülü önlüğünü giyip göreve hazır olan Mustafa boş zamanında kargo ile tedarik ettiği son bilimsel haberlerin yer aldığı sağlık dergisini okumaya koyulur!
Servis karşılıklı 3’er olmak üzere toplam 6 yataktan oluşmaktadır...
Sadece 1 tanesinde, iğne yaptırmak için gelmiş yaşlı sevimli bir teyze uzanmaktadır...
Hemşire ile bir süre sohbet eder ve gider...
Hava 20.00 civarında kararan Fidanlık’ta bahar havasında karamsar bir bulut çöker... Hava erken kararmaya başlar...
İçeriden bir ses...
Nevin hemşire, doktor Mustafa’ya seslenir...
- Çay demledim içer misiniz?
- Zahmet olmazsa alırım...
Nevin hemşirenin eşi Halis de polis memurudur ve yaklaşık 3 yıldır aynı ilçededirler... Hemen hemen herkesi tanırlar. O sırada Nevin hemşirenin cebi çalar! Arayan polis memuru eşi Halis’tir...
- ACİLDE MİSİN?
- EVET!
- BİR YARALI GETİRİYORUZ ACİL der...
- KİM? diye sorar ama telefon yüzüne kapatılmıştır...
Doktor Mustafa da olaydan haberdar edilir... 5 dakika geçmeden acilin önüne polis aracı yanaşır...

Elinde bir poşet vardı

- ÇABUK ÇABUK ÇABUK!
Panik hali vardır...
- TUT TUT TUT! Ayaklarına dikkat et...
Polis memuru Halis, eşine seslenir
- NEVİN yetişşşş!
Hasta bakıcı sedyeyi yanaştırır... Kanlar içinde kalan yaralı 2 polis memuru ve hastane önünde bankta oturanların yardımı ile sedyeye konur... Yüzü tanınmayacak haldedir...
İlçeye pazara mal getiren Yusuf Efendi, freni patlayan traktöre hakim olamamıştır...
Polis arabasının ardından o da başka bir araçla hastaneye gelmiştir.
Acil servise alınan ve doktorun oturduğu yerin en yakınındakine yatağa konulan yaralının kanamaları devam etmektedir.
Doktor Mustafa’nın bu normal görevi dışında nöbette karşılaştığı ilk vakadır!
Panik halindeki polislerden ve vatandaşlardan müsaade isteyen doktor Mustafa perdeyi açar, yaralıya bakar...
- ANNEEEEEE!..
Herkes büyük bir şaşkınlık içindedir...
Olanı biteni anlamaya çalışır...
Doktorun tepkisi şaşkınlık ünlemi mi, gerçekten annesi mi?
Evet o yaralı pazara alışverişe giden annesidir...
Gözyaşlarına engel olamayan doktor Mustafa bir yandan da müdahaleye başlar. Hem panik hem can havli ve yürek acısı vardır...
Nevin hemşirenin de gözlerinden damlalar süzülür! Ancak bir yandan da genç doktor Mustafa’ya yardımcı olmak, soğukkanlılığını korumasını sağlamak zorundadır.
Gözyaşı, acı, yürek yangını içerisinde tedaviye devam edilirken polislerin şu konuşması da ister istemez içeriye duyulur...
- ŞU POŞETTE TEYZENİN ELİNDEYDİ... Hiç bırakmıyordu...
- NE VAR O POŞETTE...
- İNCİR...

SONUÇ: Hipokrat yemini eden, büyük bir heyecan içerisinde görevini ifa etmeye çalışan doktor Mustafa’nın yaşadığı bu olay sonrası, yüreği de İNCİR, kalbi de İNCİR… Çünkü babasının ardından annesini de kaybetmiştir...

Bi'SORU DAHA?