Atila Turan futbola nasıl başladı? Atila Turan'ın Türkiye'ye transferi nasıl oldu? Hangi futbolcuları örnek alıyor? İşte Kayserispor forması giyen Atila Turan'ın hikayesi...

Fransa'da doğan ve Afyonlu bir ailenin çocuğu olan Atila Turan, hayat hikayesini ve futbol yaşamını Türkiye Futbol Federasyonu'nun yayın organı Tam Saha Dergisi'nde (1 Aralık 2017) Mazlum Uluç'a anlattı.

 

10 Nisan 1992'de Paris yakınlarında bir şehirde, Auxerre'de doğdum. Üç kardeşiz. Annem bir fabrikada çalışıyor. Babamın ise kendisine ait bir döner dükkânı var. Annem de babam da Afyonlu. Afyon'la irtibatımızı hiç koparmadık. Her yaz 1-1.5 ayımızı memleketimizde geçirdik.
Futbola başladığımda 6 yaşındaydım. Kendimi bildim bileli topla oynardım. Babam da amatör takımlarda antrenörlük yapıyordu. Bir gün bana, 'Haydi antrenmana beraber gidelim' dedi. Her çocuk gibi ben de babam gibi olmak istiyordum ve onun futbol sevgisi bana da geçmişti. Babamın teklifini seve seve kabul edip birlikte antrenmana gittim. Babamın antrenörlük yaptığı Migennes kulübünde eğitim almaya başladım. İlk antrenörüm babamdı. 15 yaşında ise Grenoble'nin futbol akademisine geçtim. 18 yaşında ise Portekiz'e gittim.

Anlayış ve tesis farkı!

Fransa'daki altyapı antrenörleri çok tecrübeliler ve oyuncuların üzerinde baskı oluşturmuyorlar. Bize her zaman, 'Yeteneklerinizi sergileyin ve oynadığınız futboldan keyif alın. Mutlaka futbolcu olacağınızı düşünerek kendinizi strese sokmayın' derlerdi. Bunun faydalı olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de oradan çok iyi oyuncular yetişti. İlk aklıma gelen isimler Galatasaray'daki Feghouli, Arsenal'deki Oliver Giroud, Marsilya'daki Florian Thauvin. Doğrusunu söylemek gerekirse oradaki tesisleri bizim Riva'daki tesislerimizle karşılaştırmamızın imkânı yok. Hatta şunu söyleyebilirim; ben bu tesis gibisi Fransa'nın hiçbir yerinde görmedim. Ama Grenoble'deki anlayış oyuncunun futboldan zevk alması üzerineydi ve bu konuda da çok başarılıydılar.

 

Grenoble'nin futbol okuluna girdiğim zaman sabahları okula gidiyorduk, öğleden sonra 3-4 gibi de antrenman oluyordu. Bu arada ben bir mağazada tezgâhtarlık yapıyordum. Öğretmenim okulla pek işim olmadığını anladı ve bana 'Okuldaki herkes senden bıktı. Biraz uslu ol' ikazında bulundu.
Benimki çevreye zarar verme değildi gülmeyi çok seviyorum ve okulda da sürekli gülüyordum. Hocalarım babamı arayıp, 'Ünal Bey, çocuğunuz okula biraz daha konsantre olsun' demişler. Babam da 'Ben 4 saat uzaktayım, siz bir şeyler yapın' cevabını vermiş. Sonuçta bir şey yapamadılar ve ben de güle güle okuldan ayrılmak zorunda kaldım (gülüyor).

Transfer süreçleri

Grenoble takımı iflâs etmişti ve artık ayrılmak zorundaydım. O dönemde sadece Fransa'dan değil, İspanya ve Portekiz'den de birçok teklif almıştım. Bu teklifler arasında bana en cazip geleni Sporting Lizbon'unkiydi. Çünkü Sporting kulübü Cristiano Ronaldo, Ricardo Quaresma, Nani gibi çok kaliteli oyuncuları yetiştirmişti. Ben de futbol gelişimim açısından Sporting'in ideal bir kulüp olacağını hesaplamıştım. Ama şimdi düşününce çok erken davrandığımı görüyorum. 18 yaşında o kadar büyük bir takıma gitmem doğru değildi. Zaten kısa süre sonra Beira-Mar'a kiralandım ama orada da fazla oynama fırsatı bulamadım. Çünkü o dönemde Portekizce bilmiyordum, çok genç ve tecrübesizdim. Yalnız kalmak da benim için zordu. Takımda para problemi olunca hoca bana, 'Kiralık bir oyuncu olduğun için seni oynatmayacağım. Bizim oyuncumuz değilsin ve sezon sonunda seni satıp para kazanamayız' dedi. Sezon sonunda Sporting'e döndüğümde de hemen hemen hiç oynamadım.

Ben aslında Portekiz'de kalmak istiyordum. Çünkü orada oynanan Brezilya tarzı futbolu çok beğeniyordum. Ama Sporting kulübü beni Portekiz'de bir kulübe vermek istemedi. Bunun üzerine Orduspor'un teklifini kabul ettim. Hector Cuper de bana güvendiğini ve forma vereceğini söyledi. Onunla çalışmak kariyerimin dönüm noktalarından biridir. Çok tecrübeli, öğretici ve disiplinli bir teknik adamdı. Antrenmanlar ağır geçiyordu ama o antrenmanların da çok faydasını gördüm. Özellikle disiplinli olmayı ondan öğrendim. Başlangıçta Orduspor'da her şey yolunda gidiyordu. Ama sonrasında ödeme zorlukları yaşanmaya başladı. Benim gibi genç oyuncular için bu durum büyük bir problem değildi. Çünkü genç oyuncular için o yaşta paradan önce forma giyip oynamak önemlidir. Ama tecrübeli oyuncular için durum farklıydı. Hepsinin bakmakla yükümlü oldukları aileleri vardı ve ödemeler aksayınca onların da performanslarında düşüşler yaşandı. Takım da o nedenle küme düştü.

(Küme düştükten sonra Orduspor'dan ayrılıp Fransa'ya, Reims takımına döndün. Neden Türkiye'de kalmak yerine Fransa'ya gitmeyi tercih ettin?)
Fransa'yı özlemiştim. Reims'teki ilk sezonum da çok iyi geçti. Teknik direktörümüz Hubert Fournier bana 'Önümüzdeki sezon seni sürekli oynatacağım' demişti ama Olympic Lyon'a gitti. Yeni gelen hoca da beni değil daha tecrübeli olan sol beki tercih etti.

(Sonra kiralık olarak Kasımpaşa'ya geldin. Bu transfer nasıl gerçekleşti? Kasımpaşa'da neler yaşadın?)
Kasımpaşa'nın başında Şota Arveladze vardı. Menajerlerime beni çok beğendiğini söylemiş. Ben de 'Hoca istiyorsa gelirim' diyerek teklifi kabul ettim. Ama takımda tecrübeli bir sol bek olan Sancak Kaplan vardı ve hoca da onu oynatmayı tercih etti. Kasımpaşa'da çok az oynadım. İlk yarı bitince beni A2 takımına gönderdiler. Kime sorsam 'Benim kararım değil' dedi. Sanki ben kendi kendime A2'ye gitmiş gibiydim. İki ay sonra yeniden A takım kadrosuna alındım ama neredeyse yine hiç oynamadım. Sezon bitince yeniden Reims'e döndüm. Takım iyiydi ama küme düştük. Başkan 'Hiç kimse ayrılmayacak, bu takımı yeniden 1. Lig'e çıkaracağız' deyince ben de kaldım ama o sezon çıkmayı başaramadık.

Türkiye'ye daha önce iki kere geldim ama sadece Orduspor'da oynadım. Kasımpaşa'da neredeyse hiç oynamadım. Ama Türk takımlarından teklifler alacağımı biliyordum. Nitekim birkaç teklif geldi ve ben Kayserispor'u tercih ettim. 'Hayatımın fırsatı' tanımlaması da doğru. Çok iyi bir takıma geldim ve çok iyi bir teknik adamla, çok iyi bir başkanla karşılaştım. Başkanımız takım için her şeyi yapan ve oyuncularına güven veren biri. Galatasaray'a İstanbul'da yenildiğimiz ilk maçta oynamadım. O maçta takım üçlü savunmayla oynamıştı. İkinci maçtan itibaren dörtlü savunmaya geçtik ve ben de sol bekte oynamaya başladım.

Asla pes etmem

Asla pes etmeyen bir yapıya sahibim. Çok şükür iyi para kazanıyor, ailemizi iyi yaşatıyoruz. Bu durumumuza ihanet edemeyiz ve yapmamız gereken tek şey o 1.5 saate iyi konsantre olmak. Hocamız bana güvenip şans verdi, takım da iyi gidince yerimi korudum. Şimdilik hem benim hem de takımım için her şey güzel gidiyor.

Futbola başladığım dönemde Roberto Carlos'u çok beğeniyordum. Sonra Barcelonalı Jordi Alba ve Real Madridli Marcelo var. Bu oyuncuları sürekli izliyorum ve neler yaptıklarını dikkatle takip ediyorum. Bir futbolcunun iyi oyuncuları izleyerek de öğreneceği çok şey olduğunu düşünüyorum.
Modern futbol sadece savunma yapan değil sürekli gidip gelebilen bekleri istiyor ve ben de böyle bir oyuncu olmaya gayret ediyorum.

(Bugüne kadar birlikte oynadığın oyuncular arasında seni en çok etkileyen hangisi oldu?)
Kayserispor'da ekstra çalışan oyuncu sayısı çok fazla. Hayatımda bu kadar çok çalışan bir takım görmedim. Fakat Umut Bulut'u ayrı bir yere koymam lâzım. 34 yaşında ama maşallah ben de onun yaşına geldiğimde o kadar çalışmayı ve o kadar koşmayı çok isterim. Umut abinin enerjisi takımı da çok olumlu etkiliyor. Takımın savunma başarının arkasında da onun ön alanda başlattığı presin büyük rolü var.

(Geleceğini nasıl planlıyorsun? Bundan sonraki adımlarını hangi yönde atacaksın?)
Ben şu anda Millî Takım'dayım ve daha ötesini düşünmüyorum. Çok mutluyum. Buradaki arkadaşlarımla birlikte Millî Takım'ı daha iyi yerlere taşıyabilmek için çaba harcamamız gerektiğini düşünüyorum. Zaten takım olarak iyi olursak oyuncular olarak da daha iyi yerlere geliriz. Şimdilik tek düşüncem Millî Takım için iyi bir şeyler yapabilmek ve kalıcı olabilmek.

Kaç dil biliyor?

Fransızca ve Türkçe'nin dışında Portekizce biliyorum. İngilizceyi anlıyorum ama çok iyi konuşamıyorum. Portekizce bildiğim için yakın bir dil olan İspanyolcayı da biraz olsun konuşabiliyorum. Bildiğim diller futbol hayatımda da işime yarıyor doğrusu.

YOLUN AÇIK OLSUN ATİLA TURAN...

Bilal Başaçıkoğlu kimdir? Bilal Başaçıkoğlu'nun hikayesi nasıldır?

Emre Akbaba kimdir? Emre Akbaba'nın hikayesi nasıldır?

Ömer Bayram kimdir? Ömer Bayram futbola nasıl başladı?

Bi'SORU DAHA?