Sanatçı Haluk Bilginer, tiyatro ve sinemayı nasıl tanımlıyor? Haluk Bilginer'in oyunculuk sorusu nedir? Haluk Bilginer'in hayata bakışı nasıldır?

Türk tiyatrosunun ve sinemasının önemli değeri, ödüllü insanı Haluk Bilginer'le hayata dair... (Hürriyet'e verdiği röportajdan harmanlama)

Tiyatroyu çok sevdiğim için yapıyorum. Tiyatro hayat, sinema sanat, televizyonsa bir mobilya. Televizyon sanatı diye bir şey olmaz. Sinema yönetmenin, tiyatro oyuncunun sanatı.
Oyuncu rolünden etkilenmez, nokta! Oyunculuk bir beceridir, marangozluk gibi. ‘Bu rol için altı ay bilmem kimlerle yaşadım.’ Tanrı’yı oynadım ben. Ne yapacaktım? Altı ay Tanrı’yla mı yaşayacaktım! Selama abartılı hareketlerle çıkmalar falan... Mesleği bu çapaklardan arındırmak lazım.

Sözün bittiği yerdeyiz ama sanat sözün bittiği yerde başlar. Söz yetmediği için resim, beste yapıyoruz. İngilizce, Çince, Türkçe yetse neden beste yapayım ki? Bin kelime döksem ‘Guernica’yı anlatabilir miyim sözlerimle? Tiyatro da öyle.

Bence televizyonun geleceği internette. BluTV, Puhu TV...

Hiçbir sanat faaliyeti yasaklanmamalıdır. İzleyen içindir sanat.

 

Türkiye'de tiyatro gerçeği

Türkiye’nin yüzde 80’ine tiyatro dediğiniz zaman akıllarına hiçbir şey gelmiyor. Yüzde 14’ü “Sinema gibi bir şey ama canlı yapılıyor galiba” diyor. Sadece yüzde 6’sı hayatında bir kere gitmiş. Türkiye İstatistik Kurumu’nun sayıları bunlar. Yani ülkenin yüzde 5’ine, 6’sına tiyatro yapıyoruz.

Mesleksiz ünlülere ‘sanatçı’ diyoruz. Ben oyuncuyum mesela, öbürü heykeltıraştır, diğeri dansçıdır. ‘Ben sanatçıyım’ diyene soracaksın mesleğin nedir abla? Biraz daha sanatla ilgilenmelerini tavsiye ederim.

Bizde kol kırılır, yen içinde kalır. Kalmamalı. Kırılan kolu yenin içinden çıkarıp ‘Benim kolumu kırdılar’ diyeceksiniz! Çaresini arayacaksınız bir daha kırılmaması için. Herhalde bir olgunlaşma süreci gerekiyor.

 

Oyunculuk sorusu…

Yetenek yoksa tutku da olmaz. ‘Ben oyuncu olmak istiyorum’ diye gelen genç arkadaşlara ilk sorduğum soru şu: ‘Bu gece yatağına yat ve düşün: Oyunculuk dışında bir şey yaparak eşit derecede mutlu olabilir misin? Cevabın evetse sakın oyuncu olma.’ Bu kadar basit.

Bu kadar insan ülkeyi terk ediyorsa oturup kendimize bakmamız gerekmiyor mu? Bu kadar beyin göçüyor, telaşa düşmemiz gerekmiyor mu toplum olarak? Bu telaşı görmüyorum, görmek istiyorum.

Kutuplaşma çok tehlikeli. İnsanları iç savaşa götürür. Çok tehlikelidir, çok! Evlat olunca yaşantınızda bir şey değişiyor. Sizden daha kıymetli bir şey geliyor dünyaya. Egonuz kayboluyor. Hiç düşünmeden canınızı verirsiniz.

İnsan olgunluk döneminde bazı şeyleri sorun etmemeye başlıyor. Hayata başka türlü bakıyor. Öleceğini biliyor. Öleceğini bilen tek yaratık insan. Nedense bunu 30’lu değil, 60’lı yaşlarda anlamaya başlıyor. Sona yaklaşıyoruz. Shakespeare’in dediği gibi, ‘Zaman en büyük düşmanınız. Doğduğunuz andan itibaren ölüme doğru sürükleyen bir şey.’
Ölüm duygusunu anlayınca empati, vicdan, insan olma özellikleri artıyor.

Haftanın sekiz güne çıkması için dilekçe vermeyi düşünüyorum. Dört gün setteyim, üç gün tiyatrodayım. Ama çalışmazsam sıkılırım zaten.
Şehre bir saat mesafede çiftliğim var. Ördeklerim, tavuklarım, ineğim ve bir yavrusu var. Kuşlarım, güvercinlerim, kumrularım var. Doğayı seviyorum, muhteşem bir mucize.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.