Türk sinemasının önemli ve değerli figürlerinden Adile Naşit'e göre aşk nedir, kolay ağlar mı? Adile Naşit çok korkak mı? Kendisi cevap veriyor...

Şen kahkahalı bizden biri olmuştu Adile Naşit. Ekranlardaydı ama sıcaklığı evimize kadar gelir yabancılık çektirmezdi bize. Duygu yüklüydü ve bu hissiyatını izleyiciye de kolay aktaran bir rolü vardı sanki hayatta. Peki ya gerçekte... İşte Adile Naşit'in pek bilinmeyen yönleri ve hayata dair düşünceleri...

 

Adile Naşit'e göre aşk!

Kötü bir şey aşk. Hüsranı, gözyaşı bol bir iş. Duyguların tümü pır-pır ediyor ya insanın içinde, ya sonrası ne oluyor? Hüsrana uğramayı sevmiyorum. Galiba hayatımda bir kez aşık oldum o da kocama. Aşk sonradan sevgiye ve dostluk haline dönüştü. Kocam benden yirmi yaş büyüktür ve hep beni kollamış korumuştur bugüne dek.

 

Adile Naşit ağlamayı sever mi?

Bayılırım. Öylesine çabuk boşalır ki gözümden yaşlar, ben bile şaşırıyorum. Galiba yaşantımın içinde tüm olayları bütün yoğunluğuyla yaşadığım için böyle. Bir olay bir başkasını anımsatıyor ve bir zincir halinde yürüyüp gidiyor kafamın içinde olaylar. Filmlerde hiç zorluk çekmem ağlama konusunda. Kafamın bir köşesine sıkışmış, atamadığım, söyleyemediğim olayları anımsar ağlayıveririm.

Adile Naşit'in güzellik isteği

Çok güzel bir kadın olmak isterdim. Hiçbir zaman kendimden memnun olmamışımdır. Giydiklerimin bana yakışmadığını düşünürüm. Makyaj yaparım, örneğin bir filmin galasına gitmek için, “Aman ne olmuşsun böyle” desinler, gözlerim dolar koşar banyoya yıkarım suratımı.

Adile Naşit korkak mı?

Hem de müthiş. Birisi pat desin ölebilirim. Hemen tansiyonum düşer. Yataklara serilirim. Çok korkak büyüdüm. Küçükken bir gök gürültüsünde hepimiz öleceğimize inanırdık. Ailecek yatağın üzerine çıkar son dualarımızı yapardık sabahlara kadar. Sonra babamız bizi çok korkuturdu. Odada yaramazlık yapmayalım diye anahtar deliğinden duman üflerdi odanın içine. Ben ve Selim, oturduğumuz yerde korkudan çişimizi yapardık.

SAYGI VE ÖZLEMLE...