Türk edebiyatının önemli değerlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca, Kadıköy'de yanına gelip koluna giren kişiyi neden bastonla dövmüştür? Dağlarca'ya göre şair olmak nedir?

"Şair olmayı" anlatan derslik bir hikaye aslında... Ayhan Bozkurt, Fazıl Hüsnü Dağlarca ile olan anısını anlatıyor:

"Kadıköy’deyim. Kendi yazdığım bazı dizeleri okuyorum. Karşımda bir başka şair arkadaşım aynı zamanda yayıncım oturuyor. İlk kitabım çıkacak ödül almışım. Artık şairliğim tescilli olacak.
Bu sırada oturduğumuz yerin hemen önünden biri geçiyordu. Biri diyorum çünkü o geçen adamın Fazıl Hüsnü Dağlarca olduğunu o ana kadar bilmiyordum. arkadaşım, 'bak' dedi 'Şansa bak, Dağlarca geçiyor.'
İlk defa görüyordum, hem de bu kadar yakından.

Kimsin sen?

Hemen masadan kalkıp yanına koştum. Koluna girip, 'Hocam merhabalar, nasılsınız?' diye sordum.
Kalın gözlük camının arasından bana sertçe baktı. Elindeki bastonun yardımıyla beni biraz itti.
'Kimsin sen?' diye sordu sert bir ifadeyle.
'Şairim' dedim.
Olanlar oldu...

Bastonla kafama vurdu

Bastonunu kaldırdığı gibi kafama geçirdi. Neye uğradığımı şaşırdım. Ardından bastonla rastgele vurmaya başladı. 'Hocam, özür dilerim, ben...' diyecek oldum. O durmadan vuruyor ve avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
'Ben 100 yaşına gelsem şairim demem kendime, s..tir git.'
Demez olsaydım... Pişmandım, farkına varmıştım ama iş işten geçmişti.
Dağlarca vurmaya devam ediyordu hem de nereme denk gelirse; 'Şair olmak kolay değildir. İyi şiir yazmakla şair olunmaz... s..tir git!'
Çevreden insanlar girdi araya, kurtardılar beni bastonun darbelerinden. Sonra o bağıra çağıra yoluna devam etti.
Arkasından öylece bakakaldım."