Yılan hikayesine döndü sözüyle ne anlatılmak istenir? Yılan hikayesi kavramı nasıl ortaya çıkmıştır? İşte birkaç yılan hikayesi...

"Bu iş yılan hikayesine döndü" sözünü çok duyar veya kimi zaman da kendimiz kullanırız. Anlatılmak istenen; işin uzayıp gitmesi ve bir türlü sonuca ulaştırılamamasıdır.

Peki ya yılan hikayesinin çıkışı... Yılan hikayesiyle ilgili farklı hikayeler vardır. En yaygın olanı ise şöyledir;

Bir zamanlar bir oduncu, ormanda odun keserken çalılar arasında bir yılan görür. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelirler.

Oduncunun doğa aşkı yılanı öldürmesine mani olur. Yılan da duygulanır “Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, ben de sana bir iyilik edeceğim” der ve yakındaki bir kör kuyuya dalar.

Biraz sonra ağzında bir altın ile gelir ve oduncuya uzatır; “Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın vereceğim" der.

Oduncu altını bozdurur ve evinde o gün şenlik olur. Hiç kimseye olanı biteni anlatmaz. Ailesi dahil herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zanneder.

Evlat ve kuyruk acısı!

Oduncu her gün o kör kuyunun başına gider, yılan ile buluşur ve altınını alır. Gel zaman git zaman, oduncu ağır hastalanır. Kuyunun başına gidemez, altınını alamaz olur.

Bir kaç gün geçince bolluğa alışmış olan evde darlık başlar.

Oduncu oğlunu yanına çağırarak yılanın sırrını açıklar. "Git kör kuyunun başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana bir altın verecek" der.

Oğlu önce inanmaz ama gene de gider. Yılan önce saklanır, sonra ortaya çıkar.  Çocuğun oduncunun oğlu olduğuna kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirir ve çocuğa verir.

Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce kuyudaki altınları düşünmeye başlar ve o hırsla yılanı öldürmek için yerden büyük bir taş alıp atar. Yılanın kuyruğu kopar. Yılan da can havliyle dönüp oğlunu sokar, öldürür.

Oduncu akşama kadar oğlu gelmeyince telaşlanır. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkar, kuyunun başına gider ve oğlunun cansız bedenini görür. Yılanın da kuyruğunun koptuğunu ve kanlar içinde olduğunu görür. 

Yılanın oğlunu öldürdüğünü anlayan oduncu yılandan özür diler “Oğlum bir hata yaptı gel onu affet, seninle tekrar dost olalım” der...
Yılan acı acı gülümser: "Çok isterdim ama, sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız."

Ve başka bir yılan hikayesi...

Köylü ile yılan

Bir köylü şehirden köyüne dönmektedir. Yolda çalıların alev alev yandığını, alevlerin ortasında da bir yılanın çaresizlik içinde kıvrandığını görür.
Yılan ne kadar çabalasa da ateşin ortasından kurtulmayı başaramaz.

Köylü sopasının ucuna taktığı azık torbasını ateşin ortasındaki yılana uzatır. Yılan kıvrılarak torbanın içine girer. Adam da torbayı ateşin ortasından çıkarır. Yılan alevlerin ortasında yanmaktan kurtulur.

Yılan torbanın içinden çıkar çıkmaz adama "Seni sokacağım" der. 

Adam şaşırır: "Ama nasıl olur, iyiliğin karşılığı kötülük olmamalı, ben seni ateşin ortasından kurtardım." 

Yılan: "Evet, ama yinede ben seni sokacağım."

Adam yılana yalvarır: "Ne olur yılan kardeş, dur yapma, yaptığım iyiliğin karşılığı bu olmamalı."

Yılanı ikna edemeyeceğini anlayan köylü şöyle der: "Gel karşılaştığımız birkaç kişiye soralım, eğer seni haklı bulurlarsa o zaman beni sokabilirsin."

Yılan bu köylünün bu teklifini kabul eder. Etraflarına bakarlar. Bir İnek görürler. Bu ineğe soralım derler. İneğin yanına giderler. Köylü, başlarından geçenleri bir bir anlatır ineğe.

İnek: İyiliğin karşılığı kötülüktür

İnek “Evet iyiliğin karşılığı kötülüktür” der ve anlatmaya başlar: “Ben güzel bir köyde yaşıyordum. Sahibimin ailesine her zaman bol süt ve güzel buzağılar veriyordum. Fakat zaman geçip de yaşlanınca beni kasaba verip kestirmek istedi. Ben de onun yanından kaçıp bu otlaklara geldim. Buralarda avare avare dolaşıyorum. Beni ya bir kurt kapar ya da kim bilir… Benim iyiliklerimin karşılığı bu olmamalıydı. Bu yüzden iyiliğin karşılığı kötülüktür.”

Yılan adama "Bak gördün mü? Ben haklıyım. Bu yüzden seni sokup öldüreceğim" der.
Adam tekrar yalvarır yılana: "Dur! Daha bir kişiye sorduk. Başkalarına da soralım hele. Bakalım onlar ne diyecek? Eğer onlar da inek gibi konuşurlarsa, o zaman beni sokabilirsin."

Etraflarına bakarlar Bir söğüt ağacı görürler. "Şu söğüt ağacına soralım" derler. Söğüt ağacının yanına giderler. Köylü, başından geçenleri olduğu gibi söğüt ağacına da anlatır.

Söğüt ağacı derin bir iç çeker ve "Evet iyiliğin karşılığı kötülüktür!" diye cevap verir. Sonra anlatmaya başlar: "İnsanlar işlerinde çalışıp yorgun argın evlerine giderken yazın o kavurucu sıcağında gölgemde dinlenirler. Fakat ne zaman Sonbahar yüzünü gösterse bir balta kapıp dalımı budağımı kesiverirler. Hatta bir ara neredeyse kökümden keseceklerdi. Nasılda korkmuştum ama şansım varmış ki son anda vazgeçirdi köylünün biri. Bu yüzden iyiliğin karşılığı kötülüktür."

Yılan: "Bak gördün mü diye atıldı hemen. Hiç kurtuluşun yok. Seni sokup öldüreceğim. İyiliğin karşılığı kötülüktür."

Adam çaresiz son kez yalvarır: "Dur, yapma! Son olarak birisine daha soralım. Eğer o da inek ve söğüt gibi düşünüyorsa, tamam o zaman beni sokabilirsin."

"Tamam" diyen yılan, kendinden emin şekilde "Fakat bu son. Bu kez seni sokacağım" der.

Etraflarına bakarlar. Yakınlardan geçen tilkiyi görürler. "Şu tilkiye soralım" derler. Tilkinin yanına giderler. Köylü, başından geçenleri olduğu tilkiye de anlatır.

Tilki hemen durumu anlar, adamın zor durumda olduğunu görünce tilki şöyle bir düşünür, çenesini kaşır ve şöyle der: "Hıı bunu bilmeyen mi var? Elbette iyiliğin karşılığı kötülüktür." Bunu duyan yılan gururla doğruldu, köylüyü sokmak için hazırlanır. "Ama" der tilki köylüye "Şu başınızdan geçenleri bir kez daha anlatır mısın?"

Adam üzgün üzgün anlatmaya başlar: "Bu yılan çalıların arasında bir ateşin ortasında idi. Ben sopamın ucuna bağladığım azık torbamla, onu ateşin ortasına uzattım. Yılan da torbanın içine girdi ve ben onu ateşin ortasından çıkardım."

Tilki sinsice gülerek konuşmaya başladı: "Ey aptal insan, hiç bu kadar büyük bir yılan bu küçük torbaya sığar mı, böyle bir şey olur mu?"

"Evet" der yılan atılarak "Ben o torbaya sığarım."
Tilki yeniden yılana "Senin şu küçücük torbaya sığdığına gözümle görmeden hayatta inanmam" der.

Yılan tilkinin sözleri karşısında göğsünü gererek iyice havaya girer.
Tilki devam eder: "Tekrar torbaya gir de ben de bir göreyim. Bakalım bu kadar büyük bir yılan bu küçük torbaya nasıl girmiş."

Köylü torbanın ağzını açar. Yılan kıvrılarak torbanın içine girer. Tilki hemen adama torbanın ağzını kapatmasını işaret eder. Adam hemen torbanın ağzını sıkıca bağlar.

Tilki adama şöyle der: "Ey insan; düşmanın kafese girdi. Eğer çıkarsa seni sokup öldürecek. Onu yakalamışken işini bitir!"

Adam hemen yılanı taşlara vura vura öldürür.
Böylece iyiliğe elverişli olmayan düşmana iyilik yapmamayı, acımamayı öğrenir.

Ayıkla pirincin taşını deyiminin anlamı ve hikayesi nasıldır?

Lafla peynir gemisi yürümez deyiminin hikayesi nasıldır?

Suya götürüp susuz getirmek deyiminin hikayesi ve anlamı nasıldır?

Bi'SORU DAHA?

    Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanmaktayız. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz.
    Detaylı Bilgi Tamam