Abidin Dino'nun eşi Güzin Dino, usta sanatçının dünyaca ünlü sanatçı Picasso ile tanışmasını ve bir anısını anlatıyor...

Türk sanat dünyasının önemli çizeri ve yazarı Abidin Dino... Fırçasından çok güzel ve özel eserler çıkan ressam. Zorlu bir hayat yolculuğu yapmıştır. Ve bu yolculukta dünyaca ünlü ressam ve heykeltıraş Picasso ile tanışması ve çalışması da vardır. Abidin Dino'nun eşi Güzin Dino, Picasso ile anılarını anlatıyor...

 

"Abidin, önce Rusya’dan Türkiye’ye dönerken altı ay kadar Paris’te kalmış ve o altı ay zarfında aşağı yukarı her geleni tanımış; mesela Picasso’yu tanımış. Ama altı ay sonra dönmek durumunda kalıyor. Çünkü zorlamış Türk Konsolosu, 'İlla Türkiye’ye dön, askerliğini yap!' diyor. Halbuki Abidin de böbreğinden rahatsız. Paris’te nitekim ameliyatını yapılıyor ve böbreği aldırılıyor.
Neyse Paris’te daha fazla kalamıyor, dönüyor. Sonra tekrar; artık baktı ki, Türkiye’de başına işler açtılar, devam edemeyecekti orada rahat yaşamaya. Kalktı tekrar geldi Paris'e. Kendi olanaklarıyla geldi bu sefer; o zaman tabi, öyle değil. Fakat geldiği zaman da o arkadaşına, şair arkadaşı –ismini şimdi unuttuğum şair arkadaşına- telefon ediyor, diyor ki; 'Ben, gene geldim; fakat eskisi gibi değilim, benim hiçbir şeyim yok!' diyor. Onun üzerine o, 'Peki, ben seni ararım, otelin numarasını ver filan' diyor.

Picasso: Gelsin çalışsın

Ve adam, Picasso’ya telefon ediyor; Picasso’yu tanıdı ya, daha önce. Picasso diyor ki, 'Tamam, söyle gelsin buraya. Ben şimdi seramikler üzerinde çalışıyorum ve benim yaptıklarımın kopyasını, buradaki labaratuvarın müdiresi
hanım kopya ediyor. Abidin gelirse, o işi ona veririz; ve böylece para kazanır' diyor. Ve o müthiş bir şeydir Abidin için, tasavvur ediyor musunuz? Picasso da öyle demek bir sempati duymuştu, o ilk tanışmalarında; nitekim geldi oraya. Güneyden bir ev tuttuk.

Abidin Dino yok olacak

Sonra Abidin altı ay çalıştı orda; fakat altı ay sonra geldi bir akşam eve, dedi ki; 'Ben daha burada çalışırsam, Abidin Dino yok olacak; onun için ben bırakacağım bu işi' dedi ve bıraktı. Gene boğuşa-çalışa filan bir yoluna sokabildik hayatımızı. Tabi zor seneler yaşadık; epeyce zor seneler, oteldi, şuydu-buydu filan derken... Birçok kişi orda bizim gibi o Türk olsun-olmasın çevremizde, sanat çevresinde böyle dışarıdan gelmiş. Zaten Fransa’nın bir kısmı budur, önemli kısmı budur; asıl, müthiş karışık bir kalabalık içinde bir şeyler yapabilmek."

 

Bi'SORU DAHA?