Yer İstanbul... Bölge Bahçeşehir Gölet... Misafirlikteyiz. 5 yaşındaki kızımı Gölet'e götürmek istedim.
Otobüs durağından içeri girdiğimizde insan profilinin farklılaştığını çok net görebiliyorsunuz. Suriyeli nüfusunda artış olduğunu okuyordum ve duyuyordum ama canlı şahit olunca biraz garip oldum açıkçası. Tabii ki bu dünya bu doğa bu park hepimizin. Hepimiz insanız. İnsanları milletinden, renginden, kültüründen dolayı yargılamıyorum ama yaşadıklarımı da anlatmalıyım.

Daha önce (yaklaşık 1 yıl önce) çift katlı otobüsle Bakırköy istikametine giderken hemen yan tarafımda Suriyeli bir aile vardı. İki kişilik koltuğa yayılan genç bir çocuk ayağında marka bir spor ayakkabısı, ayaklar koltukların üzerinde. Bu tablo karşısında iç sesim kısa bir cümle kurmuştu: MEDENİYET ÇOK FARKLI BİR ŞEY.
Gelelim bugüne. Yani düne (29 Haziran 2019). Gölet’in iç kısımlarına ilerledikçe yabancılık çektiğimi fark ettim. Çünkü yüzler yabancı, konuşmalar farklı ve bir yığın insan. İnsanları giyiminden kuşamından yargılamıyorum ama çarşaflı kadınlar Gölet'in güzel manzarasında selfie (özçekim) yapıyor. Ve orta halin üzerindeki bir anne çekilen fotoğrafa bakıyor ve beğenmeyip tekrar çekmesini istiyor. Tabii yüzler tebessüm dolu, insanlar bulunduğu ortamdan çok ama çok mutlu.

Aaa! Bahçeşehir'de bir Türk!

Ve herkesin (insanlığın) ortak kullanım alanı park.
Oradaki yabancı nüfus (belki de biz yabancıyız) çok ama çok daha fazla. Çimler ve parklar Suriyeli vatandaşlarla dolup taşıyor.
Kızım oynamak istiyor ama bir taraftan da tedirginim. Çünkü Suriyeli çocukların aşı kontrolleri yapılmadan Türkiye'ye alınmaları konusunda dikkat çeken uyarılar vardı. Kızımı da tedirgin etmemek adına kontrollü bir şekilde oynamasını takip ederken yaşadığım diyalog Türkiye'nin Suriyeli mülteciler konusunda geldiği noktayı özetler nitelikteydi.
Salıncağa binmek için sıra beklerken çocuğuyla beraber olan bir baba:
- Ne olmuş burası böyle?
(Soru geldi ama tam olarak Türk mü düşüncesiyle ilgili soru işaretini gidermek adına havadan sudan konuşup Türkçe'ye hakimiyeti ölçme durumu oluştu. Bunun çift taraflı olduğunu gördüm.)
- Geçmiş olsun.
- Az önce biriyle konuştum Türk sandım, Suriyeliymiş. Çok güzel Türkçe konuştuğunu ve fark edilmediğini söyledim. O da 5 yıldır burada olduğunu söyledi.
- Bir an kendimi mülteci gibi hissettim. Türk görünce sevindim!
- Evet neredeyse Türk yok! Kendi ülkemizde yabancı olmuşuz.

Kim ev sahibi kim misafir?

Kısa sohbet ama net sonuç:
İstanbul'un göbeği ve Bahçeşehir'in Gölet'i; Kim ev sahibi kim misafir?

Tabii ki dünyevi düşünmediğimizde herkes emanetçi ve yolcu ama bir de dünya gerçekleri var.
Ben evime dönüp haberlerde Suriye'de 20 yaşında şehit haberlerimizi dinleyeceğim, ocaklarımıza ateş düşecek zengin Suriyeliler de gelip Gölet'te gününü gün edecek, kafelerde nargile keyif yapacak, barlarda eğlenecek. Aç susuz ve zor durumda olan Suriyelileri söylemiyorum, gelip burada gününü gün edenleri senden benden daha mutlu ve ortamın mekanın tadını çıkaranları söylüyorum...
Ve sonra ben; insafsız, insanlıktan uzak, halden anlamayan, zor durumda vatansız kalanlara karşı acımasız olacak değerlendirileceğim.
Evet zor durumdaki komşumuza kapılarımızı açtık (ki planlı ve program dahilinde açmalıydık da) iyi güzel ama bir zahmet evin anahtarını da teslim etmeyelim. Sonra biz evsiz kalabiliriz...

(İSMAİL DOĞAN)

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.