52f1c0cc51ba5885fb1803bd08aa0043 W680 H440 Cp

O Milli Takım’ın kalesini koruyor. Futbola başlaması ise çok ilginç bir hikayeye dayanıyor...

11 Ağustos 1988 Antalya doğumlu olan Volkan Babacan asker bir babanın oğlu... Futbolcu olmak hiç aklında yok ama o futbolcu oluyor. Hem de Milli Takım kalesini korumaya kadar yükseliyor. Nasıl mı?
İşte kariyerinde Fenerbahçe, İstanbulspor, Kayserispor, Manisaspor ve son olarak Başakşehir kulüpleri olan Volkan Babacan’ın TFF’nin dergisi Tam Saha’ya anlattığı hikayesi:

“Çok fazla futbolla haşir neşir birisi değildim açıkçası… İlkokul 4. sınıfa kadar basketbolla ilgilendim. Lisanslı basketbolcuydum. Daha sonra okul takımının turnuvaları vardı. Bir gün müdür yardımcısı beni yanına çağırdı,
‘Yarın antrenmanımız var. Sen de geliyorsun’ dedi.
Şaşırdım, ‘Ne antrenmanı?’ diye sordum.
‘Futbol antrenmanı… Kaleci olacaksın’ cevabını verdi.
‘Ben kalecilik yapamam’ dedim.
‘Okulda en uzun boylu sensin. Mecbur kaleye sen geçeceksin’ dedi…
Ben de ertesi gün okula gitmedim! Beni kaleci yapacaklar diye okula gitmedim. O derece ilgim yoktu futbola. O yaşıma kadar belki ayağımla topa bile dokunmamıştım.
Daha sonraki gün tekrar okula gittiğimde dersin ortasında müdür yardımcısı yanına çağırdı beni. Tabiî güzel bir fırça yedik. Kendisinin de kulaklarını çınlatalım; Ahmet Karsavurdan…
Sonra Ahmet Karsavurdan Hocamız beni yanına çağırdı.
‘Nasıl gelmezsin idmana… Sen bu okulda okuyorsan bunu yapmak zorundasın. Bu senin görevin’ dedi. Bana eldiven almış, krampon almış… Çok hoşuma gitti. Çünkü birisi beni düşünmüş ve benim için bir şeyler yapmıştı. O an kendimi önemli biri hissettim, değer gördüm açıkçası…
‘Akşam idman var, geliyorsun’ dedi.
Krampon ve eldivenleri görünce de açıkçası içimde bir heyecan uyandı. Futbol antrenmanına gittim. Toz-toprak içinde oraya atlıyorsun, buraya atlıyorsun… Yapabildiğim kadarını yapmaya çalıştım açıkçası… Salon varken, yani basketbol varken ben sahada futbol idmanı yaptım. Her yerim çamur içinde kaldı. O eşyaları çantanın en altına koydum. Basketbol eşyalarını üste çıkardım ve oradan basketbol idmanına gittim.
Basketbol idmanına gidince bu defa kendi kendime ‘Ne yapıyorum ben? Basketbol varken ne futbolu?’ dedim.
Ondan sonra ara sıra okul takımında antrenmanlara gitmeye başladım. Oradan da basketbol antrenmanlarına gidiyordum. Okul takımı kuruldu. Biz o sene Antalya şampiyonu olduk. Full kalede oynadım. Penaltı falan kurtardım.
Yarı final maçı mıydı tam hatırlamıyorum. Takım arkadaşım taç kullandı ve ben o topu elimle tuttum. O derece futbolla alâkam yoktu. ‘Ne var, ayağıyla atmadı ki, eliyle attı’ dedim. O an bilmiyorsun taçtan gelen topu kalecinin eline alamayacağını. Ama şampiyon olduk.
Evdekiler benim bu işi profesyonel anlamda yapabileceğimi düşünmüyordu. Ne basketbolu ne de futbolu profesyonel olarak yapacağımı tahmin etmediler. Açıkçası ben de böyle düşünmüyordum. Çünkü ortaokulda tek bir hedefim vardı; sınavlara girip askeri liseyi kazanmak. Asker bir babadan geldiğim için başka bir amacım yoktu.

Antalya Kepez vardı o zaman; 2. Lig B Kategorisi'nde mücadele ediyordu. Bizim okul takımı maçlarını izlemişler. Beni idmana davet ettiler. Ben de sıcak baktım. Oraya gittim. İdmanlara başladım. Yıldız takımda mücadele ediyordum fakat önümde bir kaleci vardı. Bütün sezon boyunca sadece bir maçta oynayabildim. O maçı da 9-0 mı 10-0 mı ne kazandık. Yani bu kadar kolay bir maçta ancak kaleye geçtim. Çünkü gerçekten ne altyapı tekniği olsun ne kalecilik anlamında bir bilgi olsun bende yoktu o dönemde. Kendi el becerilerimle, basketboldan kalma top tutma yeteneğiyle bir yerlere kadar geldim. 6 ay kadar Antalya Kepez'de forma giydim. Ondan sonra "Fenerbahçe'nin seçmeleri var" dediler. 3-4 arkadaşımız Fenerbahçe seçmelerine gidecekti. Antalyaspor'da oynayanlar da vardı. Futbolcu olma hayaliyle derslerini bırakan çocuklar da vardı. 3-4 arkadaşımla gitmeye karar verdim. Aileme konuyu açtım. "Böyle böyle bir durum var, ne diyorsunuz?" dedim. Başta biraz, "Ne gerek var, niye gidiyorsun?" dediler. "Arkadaşlar gidiyor, ben de gitmek istiyorum" dedim. Zaten çok fazla seçileceğim ya da orada kalacağım ihtimalini kimse vermiyordu. Bir hazırlık maçı oldu. Denenmeye gelen oyuncular sahaya çıktı. Yaklaşık 7-8 gol yedim, çok kötü bir maç oynadım yani… İlk deneme maçında çok kötüydüm. Maç bitti. Döndük geri. Bir liste asılacaktı. Ben de "Beni kimse almaz" diyorum tabiî. Hatta "Hayatta almazlar" diyorum. Bunu bilerek oraya gidiyorum belki ama yine de orada ismini görmek insana farklı bir heyecan veriyor. Ondan sonra liste asıldı. Baktım benim de adım yazıyor. "Kesin seçilir" denilenlerin hiçbirisinin adı yok. Oraya 6 kişi gittik, 2 kişi kalabildik. Fikirtepe'deydik. Bizi oradan Dereağzı'na aldılar. Orada belki de bugünlere gelmemde, Millî Takım forması giymemde, Fenerbahçe'de oynamamda, diğer bütün kulüplerde oynamamda en büyük emeği olan Yavuz Şimşek'le tanıştım. Onun yeri bende çok büyüktür. "Hazırlan, sabah Yavuz Hoca seni görecek" dediler. Ben de eldivenimi, kramponumu giyip sahaya çıktım. 5 dakika filan sürdü zaten. Bana yerden bir top attı, havadan bir top attı. "Tamam gidebilirsin içeri. Duşunu al, odama gel" dedi. Gittim odasına. "Sen kalecilikle ilgili hiçbir şey bilmiyorsun" dedi. "Evet, farkındayım hocam bilmiyorum" cevabını verdim. "Ama fiziğin yerinde. Akıllı olursan, iyi çalışırsan bu işten ekmek kazanabilirsin. Ne diyorsun?" dedi. Tabiî ki orada kalma ihtimali bana inanılmaz heyecan verdi.
Telefonla ailemi aradım, durumu anlattım. Ertesi akşam da geri döndüm.
Akşam yemeğe oturduk, annemin de babamın da suratı beş karış.
‘Ne istiyorsunuz, ne yapalım’ dedim. Annem ağlıyor bir yandan…
Babam, ‘Ne istiyorsun oğlum?’ dedi.
‘Baba ben gitmek istiyorum’ dedim.
‘Tamam, git o zaman’ dedi.
2-3 yıl sonra ailecek bu olayı konuştuğumuz zaman babam, ‘Biz senin gitmeni hiç istemedik. Ama ilerde 'Bak beni göndermediniz. Ben belki de böyle olacaktım, şöyle olacaktım' deme diye sana bir şans vermek istedik’ dedi.
13 yaşımda ailemden ayrıldım. Zaten her şeyi de Fenerbahçe'de öğrendim."


YENİ SORULANLAR
DAHA FAZLA SORU

Ülkemizde kullanım anlamında biraz geç fark edilen nar mucizevi bir şifa kaynağıdır. İçi de (nar suyu) dışı da insan sağlığına çok ama çok yararlıdır...

Türkiye’nin de katılacağı EURO2016 yani 2016 Avrupa Şampiyonası 10 Haziran-10 Temmuz tarihleri arasında Fransa’da yapılacak. Peki kazanan ne kadar alacak?

Çukurova Bölgesi’nde köylünün ağalığa karşı mücadelesini anlatan 1923-33 yıllarını arasını kapsayan muhteşem bir eserdir...